Bir Z Kuşağı Hareketi – “Game”“Stop!”

Farkında mısınız bilmiyorum ama finans piyasalarının bütün ezberlettiği doktrinler ve bu zamana kadar bazı büyük kuruluşların daha fazla fon yaratmak için uyguladığı yöntemler, 12 Ocak tarihinde reddit sitesinde örgütlenen bir grup küçük yatırımcı gencin GameStop isimli bir hisse senedini aynen kitlesel bir hareket formunda satın alması ve bu gençlere de Elon Musk gibi büyük aktörlerin destek verip katılmasıyla bir şok dalgası yaşadılar. Çoğunluğu Z Kuşağında olan bu kitle, koskoca şirketler ve küresel nitelikteki büyük oynayıcıları ciddi ciddi köşeye sıkıştırıp, hatta açığa sattıkları hisse senetlerini de piyasadan satın almaya sokarak kötü bir döngüye sokup ağlattılar.

Ekonomist olmadığım için gerçekleşen bu olayı çok basit bir şekilde anlatacağım, zira akabinde ben daha çok alanım olan bu olayın sosyal ve kitlesel hareket noktasındaki perde arkasını açıklamaya çalışacağım. Z’leri anlatacağım, çünkü Z Kuşağı ile birlikte artık yeni bir kitlesel hareketler çağına da geçiş yapmış bulunuyoruz.

GameStop, pandemi sürecindeki dijitalleşme ile perakende mağazalarının çoğunluğunu kapatmış bilgisayar oyunları ve konsolları satan zarar eden bir şirket. Bu şirketin açığa alınmış milyonlarca hisse senedi dönüyor finans piyasalarında. Melvin Capital gibi güçlü yatırımcıların fonladığı büyük finansal aktörler GameStop hissesinin daha fazla düşeceğini tahmin ettiklerinden (belirlediklerinden!) açığa alınmış hisse senetlerini ödünç alıyorlar ve ellerinde olmayan hisse senetlerini yatırımcılara satıyorlar. Vade sonunda da yüksekten sattıkları bu hisse senetlerini düştüğü fiyattan piyasadan çekip, satın alan kişilere teslim edip aradaki farktan kar elde ediyorlar. Rakamlarla anlatayım:

Melvin Capital’in açığa alınmış ve düşmesi muhtemel görünen GameStop hisse senedini sattığı fiyat: 20 $ diyelim

Vade sonunda düşmesi beklenen tutar: 14$

20$-14$=6 $ à Her bir hisse senedinden 6$ kar elde edilmesi büyük yatırımcıların beklentisiydi.

Ancak 12 Ocaktan itibaren reddit üzerinde örgütlenen perakende yatırımcılar, GameStop hisse senedini kolektif bir şekilde satın alarak değerini 27 Ocak tarihinde 483$ yükseltti. Yani Malvin C. vade sonu gelmiş yatırımcıya 20$’dan sattığı hisseyi, 483$’dan satın alıp verecekti.

20$-483$= -463$ à Malvin C.’in açıktan sattığı hisse senedi başına zararı 463$’dır . Süreç ile toplam zararı 5 milyar dolar olarak açıkladılar.

Büyük yatırımcılar bu panikle aradaki zararı kapatmak için yeniden açıktan GameStop hisse senedini satın alarak hisse senedinin piyasa değerini katlıyorlar. Bahsettiğim döngü bu noktada oluşuyor. O nedenle bu hisse senedi için çeşitli sınırlandırmalar getirildi.

Şimdi büyük yatırımcı buna ağlayarak manipülasyon dedi. Ancak 14.000 çalışanı olan Y ve Z kuşaklarının gözdesi GameStop’ın mevcut hissesinden daha fazla açık hissesinin satılması ve firmanın mevcut değerinin düşürülerek iflasa zorlanması da bu genç jenerasyonlar açısından bir manipülasyondu. Kaldı ki; acaba böyle yutulan kaçıncı şirketti. Bu noktada işte farklı bir kimya çalışmaya başlıyor.

Birçok kişi olayı finansal açıdan ele almış, ana odağın kar elde etmek düşüncesi olduğunu düşünerek kısmen ama büyük ölçüde yanılıyorlar. Ancak GameStop hareketini ivmelendiren ve son zamanlarda da gündemimizde de çok konuşulan Z Kuşağının, kimyası ve düşünme boyutu ile değerleri bilinenden çok farklı çalışıyor. Hakikatten onlar, her haksız eylem karşısında “Game stop!” yani “Oyun bitti!” diyorlar.

Kim bu Z’ler?

Aslında Z Kuşağı ile ilgili kendi youtube kanalımda çok önceden bir video hazırlamıştım. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Yine de özet geçecek olursam, yapılan araştırmalar ışığında bu kuşak, doğdukları 2000 yıllarından bu yana dijitalleşme ile önceki kuşaklardan çok daha fazla uyaran ve veri işlediler. Bir Y kuşağının 1 yıllık verisini, bir günde işlediler. Sonuç olarak önceki kuşaklardan daha gelişmiş bir beyinleri ve prefrontal lobları bulunuyor. Bu onları daha farkında, daha empatik ve daha duyarlı hale getirdi. Her bir sorunun verilerini, sonuçlarıyla birlikte irdeleyebiliyorlar.

Bu duyarlılık onları sürdürülebilir görmedikleri, adil ya da etik bulmadıkları konularda çok rahatlıkla harekete geçebiliyor. Her şeyin başında “eşitlik, özgürlük ve adalet” diyen Z jenerasyonu “dürüst ve aktivist” bir kuşaktır. Kurum ve kuruluşlardan “açıklık, dürüstlük ve şeffaflık” bekliyorlar. Bu karşılanmadığında ya da herhangi bir kurumda bir kusur bulduklarında ise anında o devamlı bulundukları sosyal platformlar içerisinde kendi akranları ile paylaşıp, rahatlıkla bir olayı kitlesel bir harekete dönüştürebiliyorlar. Bu kuşak, çok iyi örgütleniyor ve birbirleriyle güçlü bağlar geliştiriyor. Çünkü kendi aralarında hiyerarşi yok, otoriteyi de tanımıyorlar ve kabul etmiyorlar. Ancak daha iyi, daha sürdürülebilir olanı uygulayan birini görürlerse, liderlerinden biri yapabilirler ve izleyebilirler. Yani bilgisayarın, telefonun başında bir başlarına hiçbir yapmıyor gibi görünebilirler ama istediklerinde anında çok olabiliyorlar.

Z’ler ile Birlikte Yeni Kitlesel Hareket Reformu

Birkaç gündür öyle çok paylaşım okudum ki hem twitter, hem reddit üzerinde bu çocukların paylaştığı. Bu kitlesel hareketi sadece finansal açıdan değerlendirmek yani kar elde etme dürtüsünü konuşmak çok yanıltıcı olur. Zira Z Kuşağı için “daha fazla insan” olma durumu “daha fazlasına sahip olan insan” durumunu yıkıp geçecektir. Üstelik bu kuşak ile birlikte artık bu tip hareketleri daha sık izleyeceğiz. Çünkü kitlesel hareketlerde artık önceleri okuduğumuz ya da aldığımız eğitimlerden çok farklı bir noktaya geldi.

Bu hareketi başlatan bu kuşağa ait kişiler, özellikle bu küçük fonlardan ya da firmalardan beslenen büyük fon sahiplerinin yaptıkları “doğru bulmadıkları” usulsüzlüklere karşı duruş sergiliyor. Baskılara ve zaman zaman hisse senedinin fiyatının düşmesine rağmen, hisseden çıkarak değerini düşürmüyorlar. Onları korkutmaya çalışıyorlar ve hemen hemen her finansçı uyarıyor, “kaybedeceksiniz”, “zarar edeceksiniz” ama onlar “kolektifi terketmeyeceğim, başladığımda da sıfırdım, bittiğinde de sıfır olabilirim” diyor. Hatta hareketi başlatan kişi 50.000$ ile başladı ve şu anda 50.000.000$ ‘ı var ve “başladığım noktaya dönebilirim ama derslerini alana kadar bırakmayacağım” diyor. Bu gençler artık yeni tip kitlesel hareketleri başlatan reformu; yani mizahın gücünü kullanarak  bu baskıları püskürtüyorlar.

Bazı ülkeler insanları güçsüzleştirerek ya da korkutarak daha fazla baskı yaratabileceklerine inanabilirler. Ancak insanlar açlıkta birleşir ki, bu Z kuşağında çok daha rahattır. Açlık son noktadır, sürdürülemeyen noktadır, kaybedecek bir şeyi kalmayan canlı ya savaşacaktır ya kaçacaktır. Bu kitlesel harekette de ailelere zamanında zarar vermiş ve kendilerini maddi anlamda daha fazla şişirmiş bazı kurumlara ve kişilere duyulan güçlü bir tepkinin olduğu rahatlıkla sosyal platfomlarda paylaşımlarından görülmektedir.

Ayrıca önceki kuşaklara ve kurumlara insanlık dersi vermek adına bazıları hisseden çıktı. Ama kazandıkları tutarı çocuklara gıda yardımında bulunarak, hasta iki çocuğun kalp ameliyatını gerçekleştirerek, Afrika’daki çocuklara su kuyusu açtırarak vb. kullandılar. Bunları da reddit üzerinden paylaştılar.

Onlar için; sürdürülebilirlik ve işbirliği önemli ama asıl gerçekleştirecekleri iyi insan eylemleri bu kuşak içerisindeki bir bireyin ya da bu kuşağa hitap edecek kişilerin sosyal onayı ve kabulü için çok önemli.

Bu noktadan itibaren böyle kitlesel hareketleri fazlasıyla göreceğimizi düşünüyorum;

  • Z ve alfa kuşaklarının biyolojik nitelikleri,
  • Artan kıtlık ve açlık ile birlikte kitleler üzerinde şiddeti yükselen baskıcı rejimler,
  • Haksızlıklara ve zorbalara karşı hareketlerin arttırdığı dopaminin yani haz duygusunun devamlılığı arzusu (Joker filmindeki gibi)
  • Hem küresel ısınmanın yani hissettiğimiz bu sıcakların biz dahil tüm memeliler üzerindeki hormonel etkileri,
  • Pandemideki karantinanın yarattığı bireyler arası mesafeden dolayı oksitosin hormonu düşüklüğünün, insanları böyle kitlesel olaylara dahil olarak bir araya gelme dürtüsünü ivmelendirmesi,
  • Dijitalleşme ile daha fazla insana ulaşabilme gücü bu hareketleri tüm dünyada gözle görülür şekilde hızlandıracaktır.

Özellikle Z Kuşağı ile çalışan bir sürdürülebilirlik ve kitlesel algı uzmanı olarak onları ve bu olayı bende yakından takip edeceğim. Z Kuşağı; onlar gerçekten çok güzeller, ondan zor bu çocukları kazanmak. Yeniden görüşene kadar farkındalıkla, iyi insan eylemlerinde ve sürdürülebilirlik için işbirliğinde kalın.

Saygı ve sevgiler,

Fulya Şenbağcı Özer

Sürdürülebilirlik ve Kitlesel Algı Uzmanı

https://linktr.ee/Neurosustainability

EkonomiDoktorunuz.com

01.02.2021 tarihli yazımdan…

Ekonomi’nin Tüketimi

“Dünya, her insanın sadece ihtiyaçlarını karşılayabilir; açgözlülüğünü değil!”

Mahatma Gandhi

Sürdürülebilirlik, her ne kadar çevre alanında sıklıkla karşılaşılan bir kavram olsa da, hayatın her alanında çalışmaktadır. Bilim insanları bu konuyu çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik olarak sınıflandırsa da sürdürülebilir bir kalkınma için bu üç boyut birbirinden ayrı tutulamaz ve bağımsızlaştırılamaz.

Sürdürülebilirliğin üç boyutu çok basit bir prensiple çalışmaktadır: ekonominin sürdürülebilirliği, sosyalin sürdürülebilirliğine, aynı şekilde sosyalin sürdürülebilirliği de ekolojinin sürdürülebilirliğine bağlıdır. Ekoloji hücresi sosyalin hücresini, sosyal hücre ise ekonominin hücresini beslemektedir. Ancak biz ekoloji ve sosyal hücrelerini desteklemeden ekonomi hücresini “yanlış üretim ve tüketim politikaları” ile o kadar şişirdik ki, sosyalin ve ekolojinin hücrelerini parçaladık. Halbuki, güzel gezegenimiz daha 4.6 milyar yaşında. Dünya’nın yaşını 46 yıl olacak şekilde düşünürsek; insanoğlu sadece 4 saattir yeryüzünde ve endüstri devrimi başlayalı sadece 1 dakika oldu. Biz ise bu kadar kısa sürede, sadece 1 dakikada Dünya’daki ormanların ve işlenebilir toprağın yarısını yok ettik. Ama bir düşünelim; “büyüme uğruna büyümek, ancak bir kanser hücresinin ideolojisi olabilir” değil mi?

Doğanın bitmeyen pandemisi, insanoğlunun ta kendisi…

Çevre kirliliği, endüstri devrimiyle birlikte ateşlenen üretim ve tüketim faaliyetleri nedeniyle meydana gelmiştir. Bu öyle bir ateşlemedir ki, aşırı tüketime özendirilen ve daha fazlasını talep etmede, ya da borçlanmada herhangi bir sorun göremeyen “farkındalığı düşük ama dürtüselliği yüksek kitleler” yavaş yavaş daha fazla tüketebilmek adına kendilerini parçalamış, doğayı yıpratmış, kaynakları hor kullanmış ve hatta kaynaklar için savaşmış… Şimdiler de ellerinde buğday, uyarmaktalar: “kıtlık var!”

İktisat Teorisi Ders 1 – Ekonomi nedir? “Kıt kaynaklar ile sonsuz ihtiyaçları karşılamak”.

Kıtlık dediğimiz, öyle basit bir kavram değil. Artık hiç değil. Maalesef yenilenebilir dediğimiz, o yaşam ünitelerimiz bile artık “kıtlık” noktasına takılıyorlar. Temiz sularımız, “kıt”. Temiz hava, “kıt”. Bereketli topraklar, “kıt”. Çünkü doğanın tüm kalitesini ve dengesini süpürüp attık. Diğer canlıların bir dili olsaydı sanırım bizim için şunu söyleyeceklerdir: “Bu kendini en akıllı varsayan kordelılar şubesi, primatlar sınıfından bir hayvan türü olan insanoğlu, daha fazla tüketim ve para için tüm canlıların yaşam ünitesinin fişini çekiyor. Kesinlikle akıllı değiller, kesinlikle ahlaklı değiller ve kesinlikle bu sürdürülebilir değil.”

Onlara, kendimize ve yaşam alanlarımıza verdiğimiz zararları düşündüğümüzde, evet.. Hiç de haksız sayılmazlar. Daha neye gerçekte ne kadar ihtiyacımız var, bilmiyoruz. Firmalar yeni bir ürün çıkardığında ya da siyasetçiler yeni bir politika geliştirdiğinde, anında beynin o mantıklı veri işleyen bölgeleri olan kortekslerini kapayıp, ışık kapanına doğru kanatlarını açan minik sineklere dönüşüyoruz. İşimizi de o noktada hemen bitirmiyorlar; her yeni ve daha cazip görünen bir teklif kapanına yapışıp kaldığımızda vadeli satışla, taksit taksit tüketiliyoruz. Bugünü taksitlendirip, yarını borçlandırıyoruz.

Artık “sürdürülebilir” üretim ve tüketim inovasyonlarının ve politikalarının geliştirilmesi gerekiyor. Üretim ve tüketim etiği konularında eğitimlerin verilmesi gerekiyor. Sürdürülebilir kalkınmanın ancak ve ancak sürdürülebilirlik eğitimi almış “etik ve duyarlı” beyinlerden çıkabileceğinin idrak edilmesi gerekiyor. Yoksa sürdürülebilir kalkınma güzel bir hayalin ötesine geçemeyecek, tüm kurgunun aşağıdaki gibi geliştiği bir hikayede;

“Bir varmış, bir yokmuş.. Doğa insanı, insan parayı doğurmuş. Gel zaman git zaman, doğanın kucağında parayla oynayarak büyürken insan, bu bereketli ve güzel topraklara şuur tanımaz, acımasızlığın zorbalığa dayandığı, barış ve adaletin çok uzağında bir düzen çökmüş. Açgözlü doğasına teslimiyetle evlatlar hayırsız çıkmış; insanın tükettiği onu hayatta tutan doğa, paranın tüketimi de insan olmuş…”

Bu sistemi ve hikayenin sonunu değiştirebiliriz. Bir sonraki yazım ekonomik sürdürülebilirlik üzerine olacak. O zamana kadar farkındalıkta, iyi insan eylemlerinde ve işbirliğinde kalın.

Saygı ve sevgiler,

Fulya Şenbağcı Özer

Sürdürülebilirlik ve Kitlesel Algı Uzmanı

https://linktr.ee/Neurosustainability

EkonomiDoktorunuz.com

25.01.2021 tarihli yazımdan