Nörobilimle Sürdürülebilirlik

28 Aralık akşamı değerli Okan Dedeoğlu ile Taze Gündem programında canlı yayında sürdürülebilirlik konuştuk. Kısmen de olsa temelde yatan sürdürülebilirliğin nörobilimi de açıkladık. 🍏

Sürdürülebilirlik nedir? 

Sürdürülebilirliğin nörobilim kısmında açıklaması nedir?

Sürdürülebilir uygulamalara neler ve hangi ülkeler örnek gösterilebilir?

Sürdürülebilir kalkınma amaçları nelerdir? Ülkemiz sürdürülebilirliğin neresinde görünüyor?

Ülkemizde sürdürülebilirlik ile ilgili neler yapılabilir?

Kurumların sürdürülebilirliği için neler yapılması gerekiyor?

Z kuşağının beklentileri ve gelecek ile ilgili düşünceleri nelerdir?

Bu kuşakların farklı düşünmelerini sağlayan nörobilimsel farklılıklar nedir?

Gelecek ile ilgili nasıl bir senaryo öngörülüyor? Önümüzdeki süreçte doğa, insan ve para ile ilgili neleri konuşacağız?

Sürdürülebilir iyi bir yaşam nasıl çalıştırılacaktır?

Ve daha fazlası için aşağıdaki bağlantıya tıklayanilirsiniz…

———
🚩Kanalıma ABONE olmayı unutmayın!
Sürdürülebilirlik, algı yönetimi, kitle algısı ve nörobilim ile ilgili videolarımın devamı gelecek!
———-
.. ve gezegendeki tüm huzur tek bir kırmızı elma ile bozulmuştu. Ben ise bu kaosun göbeğine yeşil bir elma bırakıyorum. Sürdürülebilir, yeni bir başlangıç için 🍏

KİM BU Z’LER? – Sürdürülebilirlik arayışında bir kuşak

Sürdürülebilirlik nedir? Kurum ve kuruluşlardan beklenen sürdürülebilirlik hedefleri, farkındalığı yüksek “yeşil ve dürüst” bir jenerasyon olan Z kuşağı ile nasıl gelişim göstermiştir? Tüm bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir video hazırladım. Saygı ve sevgiler…


———
🚩Kanalıma ABONE olmayı unutmayın!
Sürdürülebilirlik, algı yönetimi, kitle algısı ve nörobilim ile ilgili videolarımın devamı gelecek!
———-
..ve gezegendeki tüm huzur tek bir kırmızı elma ile bozulmuştu. Ben ise bu kaosun göbeğine yeşil bir elma bırakıyorum. Sürdürülebilir, yeni bir başlangıç için 🍏
———–
#sürdürülebilirlik #zkuşağı #zjenerasyonu #ekoloji #çevre #toplum #ekonomi #para #eğitim

Sürdürülebilir “İyi” Bir Yaşam

Yaşamın devamlılığı… İçerisine ne kadar umut ve aynı zamanda da kaygı barındıran bir cümle. Tüm gezegenin, içerisindeki büyük-küçük, omurgalı-omurgasız, yüksek veri işleyebilen-düşük veri işleyebilen her türün temeldeki birincil kaygısı ve kavgası kendi varlığı ile birlikte türünü devam ettirebilmek. Bu muhteşem sistem içerisinde kordalılar şubesi primatlar sınıfından bir memeli olan insanoğlunun da varlığı boyunca ortaya koyduğu mücadelenin, iş birliğinin ve her bir emeğinin temelinde de bu kavram yatmaktadır.

Sürdürülebilir bir ortam ve gelecek bekleyerek gelmiyor. Beklerken hiçbir şey tüketmesek bile zamanı ve potansiyelimizi tüketiriz. Evet evlerimizde kaldık ancak kapana kısılmadık, varlığımızın tarihi boyunca belki de yüzlerce kez yaşadığımız en temel içgüdümüzü ortaya çıkarma vakitlerinden bir dönemi daha yaşıyoruz, “adaptasyon”. Ve her ne kadar zor olsa da özellikle pandeminin ilk zamanlarında gayet iyi bir iş çıkardığımızı söyleyebilirim. Adapte olmak ve yaşamın devamlılığını sağlamak ancak farkında olmak, potansiyeli bulmak, ortaya çıkarmak ve bunu popülasyonumuza duyurmak ile kısaca her koşulda emek, eylemlilik ve iş birliği ile mümkün olmuştu her zaman.

Emek, en yüce kavramlardan biridir. Evet ama gerçekte emeğin değerini ne belirler? Emek ancak, gezegen ve tüm varlıklar için bir maliyeti ve eziyeti olmadığında değerlenmektedir. Emek, başka insanlara ve bu insanların çabalarına da zarar verilmediğinde değerlenmektedir. Emek, konfor alanlarındaki ben merkezine takılmadığında, başkalarına da fayda yaratabildiğinde değerlenmektedir. Önemli olan burada kendi varlığımızı, sosyal statümüzü ya da kazancımızı sürdürebilmek adına emek harcarken, dönüp kendimize soracağız: “benim bu çabamın başka insanlara, canlılara ya da gezegene maliyeti ya da getirisi nedir?”, “benim eylemlerimin gelecekteki sonuçları bana, insanlığa ve başka canlılara nasıl etki edecektir?”

İşte bu soruların sorulmaya başlanması ile sürdürülebilirlik bilinci de çalışmaya başlar. Çünkü sürdürülebilirlik, her koşulda nicelik değerli bir insandan çok, nitelik değerli bir insan diyen empatik ve gönüllü bir eylemlilik halidir. Sürdürülebilirlik bilimi; ekolojiyi, toplumu ve ekonomiyi sadece günümüz için değil gelecek için de koruyan uygulama ve politikaları temsil ediyor. Bu empatik ve yüksek duyarlılık içeren eylemler ancak ve ancak nitelik değerli insanlardan, yani ölçülemeyen değerler (empati, etik, ahlak, vefa, adalet, eşitlik, nezaket vb…) bakımından donanımlı olan insanlardan, liderlerden ve politikacılardan ortaya çıkabiliyor.

Buradan yola çıkılarak sürdürülebilir “İyi” bir yaşam derken; evet her canlı ekolojik, sosyal ya da ekonomik olarak sürdürülebilir iyi bir yaşam ortamını hakkediyor ancak asıl “iyi” ile vurgulanmak istenen, sadece değerleriyle değil emeği ve eylemleriyle de “iyi” olarak nitelendirebileceğimiz, insani bir yaşamdır. O nedenle sürdürülebilirlik ile ilgili tüm öğretiler gerçekte iyi bir insanın niteliklerini açıklamaktan çok, “iyi insan eylemlerini” açıklamaktan gelmektedir.

İyi olmak için ne kadar eylemde kaldığımız önemli, yarattığımız farkındalık ya da bütün için fayda önemli. İyi birey eyleme geçmedikçe ve eylemliliğini korumadıkça maalesef bencillik ve ego kazanacak. Bu da hem gezegen hem de popülasyonumuz için hiç sürdürülebilir olmayacak.

Gerçekten, iyi bir insanın zaten konfor alanı olamaz. Yunus Emre’nin dediği gibi “derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur”. Çevresinde gördüğü her türlü yanlışlık, israf, zorbalık, eşitsizlik, adaletsizlik veya kaba muamele onu rahatsız eder. Bu rahatsızlık, sorumluluk duygusuna dönüştüğünde ise kişi gönüllü bir eylemlilik haline geçer. Kendi tutumlarıyla birlikte çevresinin de tutumlarını değiştirmeye yönelir. Başkalarıyla işbirliği kurarak, daha iyi olana dönüşüm için kolektif bir şekilde fikir ya da çaba üretmeye başlar. Daha iyi bir gezegen, daha iyi bir toplum, daha iyi bir ekonomi için…

Evet biz de her canlının hakkı olan sürdürülebilir ve kaliteli bir yaşam ortamını hakkediyoruz. Ancak bunun için başlangıçta birey olarak biz sürdürülebilir “iyi insan eylemlerini” ne kadar uyguluyoruz? Yoksa başkalarından mı bekliyoruz? Ya da başkaları zaten yapmıyor, ben yapsam ne olur diyerek birde üzerine olumsuz pekiştirme mi yapıyoruz?

Bugün ilk işin “iyi bir insan eylemi” belirlemek olsun. Daha az su harcamak gibi… Daha az su harcamak için bugün emek ver, yarın ise bunu bir arkadaşına söyle. Daha az su tüketimi için yöntemler bulun ve bu yöntemleri birbirinizle ve çevrenizle paylaşın. Belirlediğiniz eylemi ve bu eylemin maddi-manevi sonuçlarını da belirterek daha da fazla insan ile bir araya gelin ve iş birliği geliştirin.

İyi insan eylemleri için iş birliği geliştirdiğimizde bu yavaşça sosyal yaptırıma dönüşür. Biz bir grup ne değiştirebiliriz demeyin, kurutmadığınız gibi kurtardığınız her kaynağın üzerine gelecek inşa ediyorsunuz. Aynı şekilde uymadığınız gibi karşı durduğunuz vicdanınıza dokunan her yanlışın üzerine toplum inşa ediyorsunuz.

Diyeceğim o ki, dünyanın en iyi, en temiz kalpli insanı olman bir fark yaratmıyor. Ama bugün geleceğin bir kahramanı olabilirsin. Sadece eylemde ve iş birliğinde kal…

Fulya Şenbağcı Özer

21.12.2020

İzmir

https://linktr.ee/Neurosustainability

EkonomiDoktorunuz.com yazımdan

Etiksel Kalkınma Teorisi ve Sürdürülebilirlik Dönüşümü

20. yüzyılın üçüncü çeyreğinde kalkınma teorileri içerisinde yeni bir teori filizlenmektedir. Bir grup insan, ülkelerin savaş sürecinde ve sonrasında gelen hızlı sanayileşme ile hırslı para ve sömürü politikaları içerisinde göz ardı edilen bir kavrama odaklanmış, ekonomi içerisinde paranın ve üretimin gerçekte kim ve ne için olduğunu sorgulamaya başlamıştır. Tüm bu diyalogların merkezinde yer alan sosyal gelişim teorisyeni olan Denis Goulet ortaya “kalkınma etiği” ve “etiksel kalkınma” adında bir teori ortaya atmıştır.

Goulet, kalkınmanın gerçek göstergesinin artan üretim veya maddi refah değil, nitel insan zenginliği olduğunu savunur. “İyi yaşam” hakkını ve değerini savunan etiksel kalkınma teorisine göre evrensel olarak kabul edilmiş üç değer unsuru vardır – yaşamın sürekliliği, saygı ve özgürlük. Bu üç hakkı sağlamayan bir kalkınmanın etik olmasından söz edilemez demektedir.

Bu teori; küresel adalet, insan ihtiyaçları, insan hakları ve insan güvenliği konularına özel bir dikkat gösterir. Ayrıca küresel ilişkiler içerisinde ve özellikle ülkelerde uygulanan politikaların etik sorunları ile ilgilenmektedir. Etiksel kalkınma teorisinin, tamamen kamusal sürece entegre edilmesi gerektiğini savunur ve ilk olarak “ahlaki ve etiksel kavramlar iktidarı elinde bulunduran kişilerin kararlarına ne ölçüde etki etmektedir?” diye sorar.

Kalkınmanın etiği teorisi, sosyal, politik, ekonomik ve çevresel gelişme süreçlerinin hem bireylere hem de kitlelere büyük fırsatlar ve tehditler getirmesi ile bu fayda ve maliyetlerin oldukça eşitsiz ve adaletsiz bir şekilde dağıtılması nedeniyle tartışılmaya başlandı. Zamanla etiksel kalkınma teorisi yoksulluk, eşitsizlik, şiddet ve çevresel bozulmanın üstesinden gelmeye yönelik yerel, ulusal ve küresel çabaların amaç ve araçları üzerinde ahlaki bir yansıma olarak parlamaya başladı. Sonuç olarak kalkınma etikçilerine, iklim değişikliği ve sürdürülebilirliğe doğru dönüştürücü süreçler de eklenmiş ve teori tüm zamanlar için geçerliliğini hissettirmeye başlamıştır.

Sürdürülebilirlik sadece çevrecilik değildir, sürdürülebilirliğin tanımı ayrıca sosyal eşitlik ve ekonomik kalkınma için endişeleri barındırır. Bu kavram, sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da ihtiyaç ve kaynaklarını bugünden önemseyen ve koruyan bir bilinç düzeyidir. Bu yüksek bilinç düzeyi, gezegeni, içindeki hayatı ve çeşitliliği de önemsetecek kadar empatik ve yücedir. Bu bilinç düzeyini Einstein’ın bir sözüyle ifade edelim “Karşılaştığımız sorunları, onları yarattığımız zamanki düşünme düzeyimizle çözemeyiz!”. Evet, yarattığımız problemler diyor. Bu gezegen ve ilişkilerimiz içerisindeki tüm sorunları bizler yarattık ancak aynı noktadaki zihniyet bu sorunları çözmek yerine daha da içinden çıkılamaz hale getirecektir. O nedenle sürdürülebilir düşünce ancak zihinlerin değişmesi ve sürekli eğitilmesi ile birlikte insanların ben merkeziyetçiliklerinden sıyrılıp konfor alanlarını terketmesiyle gerçekleşebilecek bir ideadır. En önemlisi de bu idea, devlet tarafından doğru sürdürülebilirlik politikaları ile desteklenmelidir.

Kısaca, sürdürülebilirlik kavramında da aynı etiksel kalkınma teorisinde olduğu gibi “daha ​​fazla olma” durumu, “daha ​​fazlasına sahip olma” durumuna meydan okur. Kalkınma etiğinin “iyi yaşam” ve “iyi insan” amaçları için sürdürülebilirlik uygulamaları; ekolojik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla “iyi yaşam desteği” gibi çalışır. Bununla birlikte etiksel kalkınma teorisi sürdürülebilirlik kavramının toplumlar tarafından en fazla göz ardı edilen kısmını beslemektedir; sosyal sürdürülebilirlik.

Ekonomik sürdürülebilirlik ve kalkınma ancak ve ancak sosyal sürdürülebilirliğe bağlıdır ama genellikle en fazla gündem olan ve politikalar ile desteklenen kısmı sosyal sürdürülebilirlik içindeki ekonomi kısmıdır. Bizler bundan sonra yazılarımızda ekonomik sürdürülebilirlik ve daha etiksel bir kalkınmadan söz edebilmek için sosyal politikalar neler olmalıdır? Sorularına yanıtlar arayacağız. Sağlıkla kalın…

Fulya Şenbağcı Özer

13.12.2020

İzmir

https://linktr.ee/Neurosustainability

EkonomiDoktorunuz.com yazımdan