Herşeyin Başı Sağlık Azizim! (Sosyal Boyut)

Her ne kadar insanın olduğu yerde sürdürülebilirlikten bahsetmenin çok zor olduğunu daha önceki yazılarımda vurgulamak istemiş olsamda, bu yazımda daha geniş kapsamıyla sürdürülebilirliğin toplumsal boyutuna değinmeye çalışacağım. Bu boyut insanlığın devamını kapsamaktadır ve emin olun insanoğlu doğayı tüketip aç kalıncaya kadar sürdürülebilirliğin en çok bu boyutuna eğilecektir. Eee herşeyin başı sağlık azizim..

Sürdürülebilirliğin sosyal boyutu sadece fiziksel sağlığımızı değil, ruhsal sağlığımızı da etkileyen dengeler ile ilgilenmektedir…. Sosyal adalet, toplumsal farklılıklara duyulan saygı, insan hakları, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma, işçi ve işveren ilişkileri vb. sosyal olguları; iş olanakları yaratma, becerileri geliştirme, eğitimde eşitlik, bölgesel kalkınmayı destekleme, iş etiği vb. sosyo-ekonomik olguları; çevre hukuku, sağlık ve güvenlik, iklim değişikliği, çevre etiği vb. sosyo-çevresel konuları kapsamaktadır.

Sürdürülebilirliğin bu boyutu her ne kadar çok insanoğlunun geleceğini ilgilendiriyor olsada bu boyutu en çok yine insanoğlunun kendisi baltalamıştır… 

bkz. fosil yakıtlar… belki ileride ciğerlerimiz zehirli karbon gazlarına uyum sağlayacak biçimde evrimleşir değil mi? Hem küresel ısınma sen ne güzelsin, sıccacık…

bkz. radyoaktif atıklar… aklıma Türkiye’de radyoaktif atık bulan öğrenciler ve bunu haber yapmaya çalışan spikerin dibine kadar gidip neredeyse “yenir ki bu” diyeceği haber geldi..

bkz. GDO… tek bir hipnoz hareketiyle domatesi tavuğa, tavuğu dinazora dönüştürebilirler. film değil abicim gerçek… ekmeğin arasına koyduğun o çekirdeksiz domates birgün tam ısıracakken seni ısırabilir.. 

bkz. kimyasal kirlilik… sadece fabrikalardan çıkıp havayı kirleten zehirli gazları, suları kirleten atıkları düşünmeyin.. bu konuda hepimiz en az fabrikalar kadar yetenekliyiz.. “koltukaltımız çiçek bahçesi gibim koksun” ozon delinsede olur, yeterki milletin burnu delinmesin.. “Aşkooom düğünümüzde 100 tane havai fişek patlatalım istiyorooom” tek bir tanesinin yaydığı kimyasal bir kamyonun bir yıl boyunca yaydığı gazdan daha tehlikeli ama çok güzel başkaları düşünsün değil mi?.. “Antibakteriyel sabun kullanalım, tüm bakterilere ölüüüm!” diyoruz da emin olun zavallı bakteriler o sabundan çok daha masum, arka etiketlerinde yazıyor size ve su canlılarına verdiği zararı.. Klorak (şimdi anlaşılmaz çamaşır suyu) kafası tüm bunlar, temizlik yaparken bile daha çok kirletiyoruz.. Aklıma birde zamanın kurşun içeren boyaları geldi. Çok solumanız halinde delirmenize neden oluyormuş.. he heyy zamane çılgınlarından kim kaldı…

bkz. adaletsizlik, ırkçılık, işsizlik, sömürgecilik, kıtlık, açlık… adaletine yandığımın dünyasında birileri burnundan çıkasıya kadar yiyor birileri açlıktan bebeklerini kaybediyor.. o toplumlarda sürdürülebilir bir yaşamdan, diğer toplumlarında insanlığından söz etmek imkansız…

bkz. savaşlar… arkadaşım niye savaşıyorsunuz insanoğlunun sürdürülebilirliği için sevişin, üreyin…

bkz. zombiler.. hah yukarıda bu kadar şey saymışken ve sayabilecekken tüm dünya jöle kafalı zombilerden sonlarının geleceğine takmış durumda… azıcık ucundan ısırttıracaktı sadece… bu arada “the walking dead”teki Negan birçok insan için sevimli bir pislik değil mi? Acaba insaoğlu için en büyük tehlike diktatörler midir? Onları kabul edip sevmemiz mi yoksa?

Neyse kimseleri üzerime sıçratmadan konuya dönüyorum. Yukarıda saydığım örnekleri çoğaltabiliriz.. Lütfen sizde aşağıya aklınıza gelen insanoğlunun sürdürülebilirliği için yapılan hataları aşağıda yorum kısmına ilave edin.. Edin ki biraz daha gözümüze sokalım…

Peki toplumların fiziksel/ruhsal sağlığı ve hatta insanoğlunun geleceği için ne gibi önlemler alınıyor? Bu önlemler yeterli mi? Sonraki yazılarımda bu konuya ayrıntılı olarak değineceğim… 

Fulya Şenbağcı Özer

5 Mart 2017

İzmir